Yargıtay 9. HD 2018/7550E., 2018/16826K

T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2018/7550
K. 2018/16826
T. 27.9.2018

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A-) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin … … aile hekimliğinde 23/01/2008 tarihinden 09/04/2013 tarihine kadar çalıştığını, iş akdinin iş verence haksız olarak sona erdirildiğini ileri sürerek kıdem, ihbar tazminatları ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalılardan tahsilini istemiştir.

B-) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı …. Sağlık Bakanlığı vekili,davanın haksız ve yersiz olduğunun, kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı … …. San. Tic. Ltd. vekili,davacının kurum amirlerine karşı olan davranışları sebebiyle imza altına alınan tutanak sonrası işine son verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C-) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının 23/01/2008 tarihinden 09/04/2013 tarihine kadar muhtelif ihale ile iş alan firmalar nezdinde en son davalı … firması emrinde olmak üzere … Aile sağlık merkezi işinde asgari ücret karşılığı hizmetli olarak çalıştığı, davacı iş akdinin iş veren tarafından haksız olarak sona erdirildiği iddiasında olup, bu fesih şekline göre iş akdinin haklı olarak feshedilmiş olduğunun ispat külfetinin davalının üzerinde olup, davalının bu yönde bir delil sunmadığından akdin iş veren tarafından kıdem ve ihbar tazminatı ödemesini gerektirecek şekilde sonlandırıldığı, her ne kadar davacı…. Sağlık Bakanlığı aleyhine de iş bu davayı açmış ise de, hizmet sözleşmesinin … Aile Hekimliği ve ilgili şirket ile yapıldığı, Sağlık Müdürlüğünce yapılmış her hangi bir hizmet alımı olmadığı, 5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanunu ve Aile Hekimliği uygulaması kapsamında çalıştırılan personele yapılacak ödemelere dair yönetmelik uyarınca aile hekimlerinin temizlik, kalorifer, sekreterya ve benzeri hizmetler için hizmet satın alabilme hakkının mevcut olup, bunlara dair kendilerine ödeme de yapıldığı dikkate alınarak T.C. Sağlık Bakanlığı’na husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle, davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulüyle davalı Bakanlık yönünden davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir.

D-) Temyiz:
Kararı yasal süre içinde davacı vekili temyiz etmiştir.

E-) Gerekçe:
Somut uyuşmazlıkta, öncelikle çözümlenmesi gereken kimin işveren sıfatı taşıdığı ve bu kapsamda davacının işverenin Bakanlık mı yoksa Aile Hekimliği mi olduğu önem kazanmaktadır.

İş yargılamasında kimin işçi ve kimin işveren olduğu, İş Kanunu’nun kapsamında bulunduğu maddi hukuk sorunu olup,husumet çerçevesinde “sıfat”a dair bu sorunun hakim tarafından kendiliğinden “re’sen” nazara alınması gerekir.

İş Kanunu’nun 2/1. maddesinde işveren tanımına yer verilmiştir.

Buna göre “Bir iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren denir. ” Görüldüğü gibi İş Kanunu, işverenin tanımını işçi kavramına bağlı olarak yapmıştır.

İşçi ise aynı Kanunda “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi denir” şeklinde tanımlanmıştır.

İşçi olmanın en belirgin özelliği işin ücret karşılığı yapılıyor olmasıdır. İşçinin iş görme borcu vardır. İşçi,serbest irade ile kabul edilmiş bir iş sözleşmesi ile çalışır. Bir diğer özelliği de bir işverene (hukuki ve kişisel) bağımlı olarak onun emrinde çalışıyor olmasıdır.

Bu sebeple işveren olmada;

-İş sözleşmesini kimin düzenlediği, kimin işe aldığı ve iş sözleşmesini sona erdirdiği,

-Ücretin kim tarafından ödendiği,

-İş görme ediminin kime karşı yerine getirildiği, kimin işinin yapıldığı,

-Çalışma koşullarını kimin belirlediği ve bu anlamda kime bağımlı olarak çalıştığı önemlidir.

İşverenin kayden başka bir gerçek ya da tüzel kişi olarak görünmesi, ona işveren sıfatı vermez.

Aynı maddenin 4. fıkrasında ise işveren vekili tanımına yer verilmiş ve “İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili dendiği, işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işverenin sorumlu olacağı” belirtilmiştir.

Diğer taraftan işçi açısından bir işyeri veya işletmenin bağımsız işveren sıfatından söz edilebilmesi için;

-Hukuki ve ekonomik açıdan bağımsız olması, bu konuda karar mekanizmasının kendinde bulunması,

-En önemlisi de bağımsız bir organizasyona sahip olması gerekir.

Bağımsız organizasyon yönünden işyeri kavramına da değinmek gerekir. İşyeri: “Mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile çalışanın birlikte örgütlendiği, işverenin iş yerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim yerleri ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçları da içeren organizasyonu ifade eder”. (4857 Sayılı İş Kanunu Madde. 2/2.). Burada iş organizasyonu önemli bir unsurdur.

Davacının işverenin kim olduğunun açıklığa kavuşması için ise bu konudaki mevzuatın incelenmesi gerekir.

5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanunu hükümleri incelendiğinde; …..

1982 Anayasası’nın 56. maddesinde”Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” başlığı altında: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.” denilmektedir. Kişinin sağlık hakkı, sağlıklı olma hakkı ve sağlık hizmetlerinden yararlanma haklarını kapsar. Devlet vatandaşının sağlık hizmetlerinde yararlanması için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Bu kapsamda da T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Aile Hekimliği Uygulaması getirtilmiştir. Aile hekimi,bu kapsamda devletin görevi olan sağlık hizmetini sunmasında “organ”olarak görev yapmaktadır. Bu anlamda yapılan işin kamu hizmeti, Hekiminde kamu görevlisi olduğu açıktır.

Yasal mevzuat hükümleri dikkate alındığında, aile hekimliği ve aile sağlık elemanları için önce sözleşme, sonra faaliyetin gösterileceği uygun bir yerin (işyeri) oluşturulması ve düzenlenmesi gerekecektir. Sözleşme, çalışma şartları, çalışacakların nitelikleri ve ücretleri yukarda belirtilen ve T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan mevzuat hükümleri ile belirlenmiştir. Aile Hekimliğine dönüştürülen ya da yeni kurulan işyerinin 4857 Sayılı İş Kanunu ve 5510 Sayılı kanun kapsamında bir işyeri olduğu açıktır.Ancak bu işyerinin sözleşme imzalanan aile hekimine mi,yoksa yasal koşullarını belirleyen Bakanlığa mı ait olacağı çözülmesi gereken bir sorundur.

Ticari ve mesleki faaliyette bulunmanın amacı bu yolla gelir elde etmektir. Bu bir serbest faaliyet olarak kabul edilir ve bağımsız işyeri ve işveren olmada bir kriter olarak kabul edilir. Bir gelir elde etme amacını taşımadan yapılan faaliyetin ticari veya mesleki olduğu söylenemez. Aile hekimleri, çalışılmaları sırasında sağlık hizmeti verdikleri kişilerden hiçbir şekilde ücret alamazlar. O sebeple aile hekimlerinin işveren, aile hekimliğinin Vergi Usul Kanunu ve Gelir Vergisi Kanunu yönünden ayrı bir işyeri olmadıkları açıktır.

İş hukuku ve 4857 Sayılı İş Kanunu yönünden değerlendirmede ise; ilgili hükümler değerlendirildiğinde bu işyerinde çalışan aile sağlık elemanları, sevk ve idare yönünden aile hekimlerine bağlı olmakla birlikte çalışma koşullarının Bakanlık tarafından belirlendiği, ücretlerini aile hekimlerinden değil, aile hekimi gibi sağlık müdürlerinin onayı ile devletten aldıkları, bu anlamda aile hekiminin işveren vekili konumunda kaldığı, işverenin Bakanlık olduğu kabul edilmelidir.

Somut uyuşmazlıkta, davacı aile hekimliği uygulaması kapsamındaki işyerinde hizmetli olarak çalışmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalara göre ise davacının asıl işvereni davalı …. Sağlık Bakanlığı’dır. Diğer davalı Şirket ise alt işveren olup, davalılar asıl ve alt işveren ilişkisi kapsamında davacının talep ettiği işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Bu sebeple davanın davalı …. Sağlık Bakanlığı yönünden de kabulüne karar verilmesi gerekirken, davalı Bakanlık aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 27.09.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Facebook Yorumları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir